Bu ayın konusu, yönetsel gelişim alanından seçilmiş bir konu olmamakla birlikte stratejik yönetimin gereği olarak, çevre şartlarındaki değişimleri takip etmenize ve proaktif davranışlarınıza katkıda bulunmak üzere hazırlanmıştır.
Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği'nin Kısa Tarihçesi
1957 yılında Roma Zirvesi'nde biraraya gelen 6 kurucu üyenin (Almanya, Fransa, Hollanda, İtalya, Belçika ve Lüksemburg) AET Avrupa Ekonomik Topluluğu adı ile kurduğu daha sonraları AT Avrupa Topluluğu ve nihayet AB Avrupa Birliği adını alan ve bugün 15 ülkenin üyesi olduğu ekonomik ve siyasi oluşum, Avrupa Ülkeleri arasında tam bir entegrasyonu amaçlamaktadır.
İlk kuruluşundan kısa bir zaman sonra, Ekim 1959'da "Avrupa Maliye Politikası"nın oluşturulmasına teşebbüs edilmekle birlikte o günün ekonomik şartlarına bağlı olarak, ortak pazar ve ortak tarım politikalarının tesis edilmesine öncelik tanınmıştır. Ekonomik ve parasal birliğin kurulması yönündeki çalışmalar, 1970'de tekrar başlatılmış ve Bretton Woods Sistemi'nin çöküşüyle hız kazanmıştır. Bu çabalar neticesinde, 1972'de toplanan Paris Zirvesi'nde parasal birliğin amaçları aşağıdaki gibi belirlenmiştir:
İstikrarsız döviz kurlarının, üye ülke ekonomilerine olumsuz etkilerini asgariye indirmek
Tek bir birleşik Avrupa pazarı oluşturmak
Üye ülke ekonomilerinde ortak mali politikalar uygulamak ve enflasyonu kontrol altına almak
Üye ülkeler arasında ekonomik entegrasyon oluşturarak Gümrük Birliği'nin etkilerini sürekli kılmak
Çeşitli aşamalardan geçildikten sonra, 1 Ocak 1999'da 11 ülkenin (Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İspanya, Portekiz, İrlanda, Avusturya ve Finlandiya) katılımıyla parasal birlik oluşturulmuş ve Euro kaydi para olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren ise, Euro banknot ve madeni para olarak tedavüle girerek, birliğe üye ülkelerin ulusal para birimlerinin yerini alacaktır.
Euro'nun Genel Etkileri
Euro'nun önemli etkisinin, fiziki para olarak tedavüle girmesiyle ortaya çıkması beklenmekle birlikte, 291 milyon toplam nüfusla, ABD ve Japonya'dan daha büyük bir pazarda geçerli olması şimdiden somut ve büyük bir etki yaratmıştır.
Euro bölgesi 6.3 milyar doları bulan GSYİH'si ile, ABD'den (7.8 milyar dolar) sonra ikinci durumda ve en yakın rakibi Japonya'nın (4.2 milyar dolar) önündedir.
Genel ekonomik durum açısından beklenen, Euro'nun para birliği sayesinde güçlü bir ekonomik çevre yaratması, düşük ve istikrarlı faiz oranları gibi finansman şartlarına bağlı olarak yatırımların ve likiditenin artması, sermaye piyasalarının derinleşmesi ve sonuç olarak daha yüksek istihdam ve büyüme hızının yakalanmasıdır.
Euro'nun Avrupalı şirketler üzerindeki en büyük etkisi, birleşmiş büyük Avrupa pazarında rekabet etmek zorunluluğunun doğmasıdır. Artan rekabetin sonucunda, ürün ve hizmetlerde standardizasyon ve fiyat düşüşleri beklenmektedir. Bu durum verimli çalışmayan firmalar üzerinde yoğun bir baskı oluşturacaktır. Dolayısıyla, şirket birleşmeleri ve satınalmaların hız kazanması ve sermaye yoğunlaşmasının artması düşünülebilir. Genel fiyat seviyelerindeki düşüşün bir başka sonucu da Avrupalı şirketlerin üretimden vazgeçmeleri ve iş gücü maliyetlerinin düşük olduğu Orta Avrupa ve Asya ülkelerinden ithalata yönelmeleri hatta, üretim tesisi yatırımlarını bu bölgelere kaydırmaları olacaktır.
Euro sistemi, bölge dahilinde döviz kuru dalgalanmalarına bağlı risk ve masrafları ortadan kaldıracak ve faaliyet masraflarını düşürecek, bölgenin uluslararası döviz kuru dalgalanmalarına daha az duyarlı olması mümkün olacaktır.
Özellikle anti-enflasyonist yapısı nedeniyle Euro'nun güçlü bir rezerv para birimi olması ve ABD dolarının en çok tercih edilen para birimi olma rolünü (1973-1995 arasında doların rezerv paralardaki payı %76'dan %61.5'e düşmüştür) sarsması beklenmektedir.
Euro'nun Türkiye'ye Etkileri
Euro'nun Türkiye üzerine etkilerini birkaç başlık altında incelemek mümkündür.
Reel Ekonomiye Etkileri
Yeni bir Euro bölgesinin oluşumu bazı firmalar için yeni bir pazar yaratacak iken, bazı firmaların da kar marjlarını düşürecektir.
Zorlaşan rekabet şartları ve artan rakip sayısı, fiyat politikaları, paketleme, dağıtım ve çalışanların eğitimi gibi alanlara yapılan yatırımların arttırılmasını gerektirecektir.
Türk ihraç mallarının fiyatlarında düşme baskı ile karşılaşılacak ve şirketler rekabet güçlerini koruyabilmek için verimliliklerini artırmak veya yapısal bazı reformları gerçekleştirmek gereğini duyacaklardır.
Muhasebelerinde döviz hesabı kullanan şirketler, kullandıkları programları Euro'ya endekslemek ve gerektiğinde Euro üzerinden fatura kesmek zorunda kalacaklardır.
Avrupa'da finans sektöründe gerçekleşen banka birleşmelerinin bir sonucu olarak Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli işletmelerin kredi bulma şartları zorlanacaktır.
Türkiye'nin Dış Borçlanması Üzerine Etkileri
Türkiye'nin dış borcunun büyük bir bölümü Avrupa para birimleri cinsinden olduğu için, Euro'ya geçişin Türkiye üzerinde olumlu etkisinin olması beklenmektedir.
Türkiye'nin dış borçlarımasının % 37'si Euro bölgesinden gerçekleşmektedir. Euro'ya geçilmesinden sonra, belli başlı risk gruplarının sayısı üçe düşeceğinden (Amerikan Doları, Japon Yeni ve Euro) portföy yönetimi daha kolaylaşacaktır. Ayrıca, faiz oranlarının düşmesi beklendiğinden, Türkiye'nin dış borçlanma maliyeti azalacak, daha şeffaf ve likit bir piyasadan borçlanma imkanı doğacaktır.
Diğer Bazı Etkiler
Euro'nun bankacılık sektörüne bazı olumsuz etkilerinin olması beklenmektedir. Özellikle Euro'nun tedavüle girmesiyle kambiyo işlemleri ve buna bağlı gelirlerde bir düşüş yaşanacaktır. Yeni bilgisayar sistem yatırımları ve personelin eğitilmesi zorunluluğu da giderleri artırıcı diğer unsurlar olacaktır.
Turizm sektörü de, Euro'dan olumsuz etkilenebilecektir. Tek para sistemine geçilmesiyle birlikte Avrupalılar'ın tatil yerlerini seçerken, herhangi bir değişime ihtiyaç duymadan ceplerindeki parayı kullanabilecekleri Euro bölgesi dahilindeki tatil beldelerini tercih etmeleri ve bu durumun Türk turizmi için potansiyel bir risk oluşturması beklenmektedir.
Sonuç
Şirketlerin, içinde bulundukları sektörün genel şartları ve kendi özel koşullarına göre süratle bir durum değerlendirmesi yapmaları gerekmektedir. Bu değerlendirme sonucunda, alınması gerekli tedbirler (organizasyonel uyum, maliyet düşürücü faktörlerin tespiti, yeni pazar imkanlarının araştırılması, yeni iş imkanları ve faaliyet alanlarının araştırılması, yurt içi veya yurt dışı joint-venture oluşturma imkanlarının değerlendirilmesi vb.) belirlenmeli ve yürürlüğe konmalıdır.
Sözkonusu değerlendirme sadece olumsuzlukların bertaraf edilmesine yönelik değil aynı zamanda doğabilecek yeni imkanların (Avrupa kökenli olup yeni yatırım yeri arayışına giren firmalarla işbirliği, Avrupa'da fiyatların düşmesine bağlı olarak Avrupalı firmaların çekileceği sahalarda -özellikle emek yoğun alanlarda- ihracat imkanları vb.) araştırılmasına yönelik olarak da düşünülmelidir.
Avrupa değişiyor, Türkiye ise Avrupa'ya çok uzak değil!..
kaliteli danışmanlık,danışmanlık firmaları,kaliteli danışman,kalite ve güven


Alıntı

Paylaş